
Alex'siz kaldığımız, Milan'ın mutlak kazanmak zorunda olduğu, şampiyonlar ligi maçına çıkarken inanıyorum mesela...
2-0 geriye düştüğümüz kupa maçında hala inanıyorum, birazdan arkada 'siyah ulan beyaz ulan' diye bağıran şebekleri nasıl sinir etsem diye düşünerek...
Her derbide inanıyorum mesela.Şampiyonluk iddiası sürsün sürmesin...
Kadıköy'de her maçta 'fark olur mu ki acaba' diye düşünürken, golleri kimin atacağını üzerine tahminlerde bulunup, içimden gol anonsu yapıyorum...
Kiev maçına çıkarken, 'transfer yok, hoca yeni ama olsun işte, yeneriz' demekten alamıyorum kendimi....
'Uefa'da önümüze geleni ezer geçeriz' diyorum da kendimi Glasgow'a gitme hayaleri kurarken yakalıyorum.O ümit gitsin diye, seslendiriyorum hayali, 'abi rezervasyonları yaptıralım 16 mayısa' diyorum, gülüşüyoruz espriye ama aklıma da 'şu pasaport işini halletmek lazım' uyarısını, babamla konuşulmak üzere not ediyorum...
Durduramıyorum o iflah olmayan sesi.O ümit her yer karanlıkken bile aklımda..
Takıma güvenmenin çok ötesinde bir yer.
Çubukluya güven belki..
Belki Lefter'e..
Belki imkansızlıklar içinde parlayan Harrington Kupası'na...
Belki Zeki Rıza'nın şutuna...
Belki Rıdvan'ın çalımına...
Belki de 4-3lük Antep maçında 'bizler inandık siz de inanın' diyen, ölüyü canlandıracak inanca...
Belki de, çok basitçe, Fenerbahçe'min adına..
İtiraf ediyorum:Şartlar ne olursa olsun, ben hep inanıyorum işte. Arkadaşlara 'boşa ümitlenmeyin' derken de uğur yapıyorum.Yüreğimin bir yerinde hep o 'olacak tabii' var, ne kadar objektif değerlendiremeye çalışsam da olayları, öyle konuşsam da,kendime bile söylemekten kaçsam da, o duyguyu söküp atamıyorum.Atmak da istemiyorum belki...
Ne yapayım, Fenerbahçeliyim.'Başarmaya mahkum'u tutuyorum...
2-0 geriye düştüğümüz kupa maçında hala inanıyorum, birazdan arkada 'siyah ulan beyaz ulan' diye bağıran şebekleri nasıl sinir etsem diye düşünerek...
Her derbide inanıyorum mesela.Şampiyonluk iddiası sürsün sürmesin...
Kadıköy'de her maçta 'fark olur mu ki acaba' diye düşünürken, golleri kimin atacağını üzerine tahminlerde bulunup, içimden gol anonsu yapıyorum...
Kiev maçına çıkarken, 'transfer yok, hoca yeni ama olsun işte, yeneriz' demekten alamıyorum kendimi....
'Uefa'da önümüze geleni ezer geçeriz' diyorum da kendimi Glasgow'a gitme hayaleri kurarken yakalıyorum.O ümit gitsin diye, seslendiriyorum hayali, 'abi rezervasyonları yaptıralım 16 mayısa' diyorum, gülüşüyoruz espriye ama aklıma da 'şu pasaport işini halletmek lazım' uyarısını, babamla konuşulmak üzere not ediyorum...
Durduramıyorum o iflah olmayan sesi.O ümit her yer karanlıkken bile aklımda..
Takıma güvenmenin çok ötesinde bir yer.
Çubukluya güven belki..
Belki Lefter'e..
Belki imkansızlıklar içinde parlayan Harrington Kupası'na...
Belki Zeki Rıza'nın şutuna...
Belki Rıdvan'ın çalımına...
Belki de 4-3lük Antep maçında 'bizler inandık siz de inanın' diyen, ölüyü canlandıracak inanca...
Belki de, çok basitçe, Fenerbahçe'min adına..
İtiraf ediyorum:Şartlar ne olursa olsun, ben hep inanıyorum işte. Arkadaşlara 'boşa ümitlenmeyin' derken de uğur yapıyorum.Yüreğimin bir yerinde hep o 'olacak tabii' var, ne kadar objektif değerlendiremeye çalışsam da olayları, öyle konuşsam da,kendime bile söylemekten kaçsam da, o duyguyu söküp atamıyorum.Atmak da istemiyorum belki...
Ne yapayım, Fenerbahçeliyim.'Başarmaya mahkum'u tutuyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder